"İSRAİL'İN, ABD'DEN ALDIĞI KOŞULSUZ DESTEĞİN SONU GÖRÜNDÜ"

Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Araştırmacısı Haydar OruçABD’nin Suriye’den çekilme kararından sonra İsrail'den gelen tepkileri, çekilmenin İsrail’e etkilerini ve Nisan ayında yapılacak seçimlerle ilgili değerlendirmele
03/01/2019 11:37:00

ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardından Trump’ın sarf ettiği 'İsrail’e milyarlarca dolar veriyoruz, başlarının çaresine bakarlar' sözünün, İsrail’in şimdiye kadar ABD’den aldığı şartsız destek ve yardımların sonuna mı gelindi sorusunu akıllara getirdiğini belirten Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü, Araştırmacısı Haydar Oruç, ''Bu sözün bir kırılmaya sebep olduğu görülüyor. Son iki yıldır Trump’ın sağladığı muazzam destek sayesinde tüm meydan okumalara rağmen hükümetini sürdürmeyi başaran Netanyahu kaybediyor.'' dedi.

Haydar Oruç, ABD’nin Suriye’den çekilme kararından sonra İsrail'den gelen tepkileri, çekilmenin İsrail’e etkilerini ve Nisan ayında yapılacak seçimlerle ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Haydar Oruç'un sorulara verdiği cevaplar şöyle:

Soru: İsrail, ABD'nin Suriye'de bulunması ile iyice yerini konsolide etmişti. Çekilme kararını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 'ABD’nin çekilmesi İsrail’in politikalarında bir değişikliğe yol açmayacak. Gerekirse daha fazla agresif davranabiliriz.' şeklinde yorumlamıştı. Çekilme kararı İsrail'de genel olarak nasıl karşılandı?

Oruç: "ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararının İsrail’de tam manasıyla şok etkisi yarattı diyebiliriz. Zira ABD’nin Suriye’deki varlığı İran’a yönelik yaptırımların etkili olması için çok önem verilen bir husustu. Hem İran için hem de İran’la dolaylı da olsa işbirliği yapacak ülkeler için Suriye’de bulunan ABD askerleri, gerektiğinde ABD’nin sert gücünü kullanacağının işareti niteliğindeydi. Ayrıca Suriye’nin kuzeyinde palazlandırılan PKK/PYD’nin bölgede varlık sürdürebilmesinin temel koşulu bölgedeki Amerikan varlığıydı.

Hatta ABD’nin 1991’den beri tedricen bölgede konuşlanması ve nihayetinde 2003’de Irak’ı işgal etmesi en çok İsrail’in işine yaramıştı. O günden bugüne bölgesel ilişkilerinde de ABD etkisi sayesinde bayağı ilerlemeler kat etmiş ve bu ilişkiler sayesinde bölgedeki yerini konsolide etmişti.

Suriye’de ve genel olarak bölgede İran’ın nüfuzunun azaltılması veya mümkünse tamamen ortadan kaldırılması için ABD’nin bölgede fiilen bulunması İsrail’e büyük fayda sağlamaktaydı. Kendisinin gücü yetmediğinde veya dolaylı bir mesaj verilmek istendiğinde ABD askerleri marifetiyle gerçekleştirilen saldırılar, hem İsrail’in maliyetini azaltıyor hem de doğrudan hedef alınmasını engelliyordu. Ancak yeni durumda bu konforlu pozisyonunu kaybedecek gibi gözüküyor.

Trump’ın açıklamasının ardından başbakan Netanyahu’nun yapmış olduğu, 'ABD’nin Suriye’den çekilmesi İsrail’in politikalarında bir değişikliğe yol açmayacak. Gerekirse daha fazla agresif davranabiliriz' sözü, yeni durumun özeti niteliğindedir. İsrail, eğer ABD, İran’a karşı başka bir alternatifi devreye sokmazsa öncekinden daha fazla tehlikeyle yüzleşmek durumunda kalacaktır. Uçak düşürülmesi hadisesi nedeniyle Rusya ile ilişkileri gergin olan İsrail’in yeni dönemde Rusya’ya yaklaşmak isteyeceği de muhakkaktır."

- ''İsrail medyası, bekle gör havasında''

Soru: İsrail medyası ABD'nin Suriye'den çekilme kararını nasıl yorumladı?

Oruç: "Başından beri Trump’a güvenilmesinin ve ülkenin tüm siyasi geleceğini onun inisiyatifine bırakmanın hata olduğunu ileri süren Haaretz gibi sol gazeteler, ABD'nin kararını 'Netanyahu'nun başarısızlığına' bağlamaktadırlar. Buna mukabil hükümete yakın veya sağ görüşlü gazeteler ise yeni durumun risklerinden bahsetmekle birlikte doğrudan ABD’yi veya Trump’ı eleştirmemeyi tercih etmektedirler. Şimdilik 'bekle gör' havasının hakim olduğu İsrail’de, ABD’nin çekilmesi tamamen gerçekleşirse eleştirilerin dozunun artması da muhtemeldir."

Soru: Sanırım, İsrail siyaseti de medyaya benzer bir duruş sergiliyor?

Oruç: "Evet. Ancak ABD’nin Suriye’den çekilecek olması ve ardından Trump’ın sarf ettiği 'İsrail’e milyarlarca dolar veriyoruz, başlarının çaresine bakarlar' sözü, İsrail’in şimdiye kadar ABD’den aldığı koşulsuz destek ve yardımların sonuna mı gelindi sorusunu akla getirmiştir. Henüz bu konuda resmi bir cevap gelmese de bu sözün bir kırılmaya sebep olduğu görülmektedir. Son iki yıldır Trump’ın sağladığı muazzam destek sayesinde hakkındaki yolsuzluk soruşturmalarına ve koalisyon ortaklarının meydan okumalarına rağmen hükümetini sürdürmeyi başaran Netanyahu ise kaybedenler listesinin başında yer almaktadır.

Daha bir ay öncesine kadar son bir yıldaki kazanımları nedeniyle tarihin en başarılı başbakanı olarak lanse edilen Netanyahu’nun, ibre ters dönünce muhatap olduğu eleştiriler, konunun İsrail iç politikasında ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Trump’ın Netanyahu’ya sağladığı destek İsrail siyasetinde adeta bir çimento işlevi görmekteydi. Her birinin ajandası farklı olan siyasi partilerin koalisyonda yer alarak her şeye rağmen Netanyahu’ya destek vermelerindeki temel motivasyon, ABD desteği trendinin sürmesine yönelik beklentiydi.

Dolayısıyla Netanyahu ile her konuda anlaşamasalar da koalisyonu bozmak istemiyorlardı. Ama bu desteğin ne kadar sun'i olduğu karşılarına çıkan ilk zorlukta anlaşıldı. Çimentonun etkisini kaybettiğini anlayan siyasiler, Muhafazakar Yahudi öğrencilere askerlik muafiyeti sağlanmasının devamını öngören yasa tasarısının tartışıldığı oturumda daha önce vaat ettikleri destekten vazgeçerek Netanyahu’yu bu kanunun geçmesi konusunda söz verdiği Shas ve UTC’ye karşı zor duruma sokmuşlardır."

-''İsrail, İran'ı dengelemek için Rusya ile yakınlaşma yoluna gidecektir''

Soru: Yeni durum İsrail’in bölgesel planlarını (İran, PKK/PYD) nasıl etkileyecek? Bir değişiklik olması mümkün mü?

Oruç: "ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde kurmayı planladığı PKK/PYD flamalı yapıyı İran’a karşı kullanmayı planladığını daha önce savunma bakanının ağzından duymuştuk malumunuz. Bu planın arka planında uzun süredir Kürtlerle ittifak ilişkisi geliştirmeye çalışan İsrail’in olduğu biliniyor. İran, Türkiye, Suriye ve hatta gerekirse Irak’a karşı gerektiğinde kullanılmak üzere kurgulanan bu plan şimdilik sakıt kalmış gözüküyor.

Ama henüz tamamen ortadan kalktığını söylemek için erken. Ayrıca ABD’nin Suriye’den çekeceği askerleri nereye konuşlandıracağı da henüz belli değildir. Her ne kadar Trump "artık askerlerin evlerine döneceğini" söylese de Pentagon’un aynı görüşte olmadığı ve çekilmeyi sürüncemede bırakmaya çalıştığı bilinmektedir. Gerçekten çekilme olsa bile Black Water gibi paralı askerlerin mevcut planları sürdürmek için bölgeye konuşlanacağına dair haberler de mevcuttur.

Her şeye rağmen şunu söylemek yanlış olmayacaktır. İsrail, eğer ABD, İran’a karşı başka bir alternatifi devreye sokmazsa öncekinden daha fazla tehlikeyle yüzleşmek durumunda kalacaktır. Uçak düşürülmesi hadisesi nedeniyle Rusya ile ilişkileri gergin olan İsrail’in yeni dönemde Rusya’ya yaklaşmak isteyeceği de muhakkaktır. İran'ı dengelemek için Rusya'ya yaklaşmanın ABD’de de nasıl karşılık bulacağı ise tartışmalıdır."

Soru: İsrail'in son dönemlerde Sünni dünya ile kurmak istediği ilişkileri nasıl okumak gerekiyor?

Oruç: Bölgesel gelişmeler açısından ele alınması gereken en önemli konulardan birisi de İsrail’in Sunni Arap devletleriyle başlatmış olduğu yakınlaşma politikaları. Zira ABD’nin güvenlik garantisiyle İran’a karşı İsrail yanında pozisyon alan bu devletler, Trump’ın çekilme kararı sonrasında gelecekte ABD’nin Ortadoğu politikalarının nasıl şekilleneceği konusunda endişeye kapılmışlardır.

ABD’nin mutlak desteği ve güvencesi olmadan İsrail’in bu devletleri yanında tutması mümkün görülmemektedir. Buna mukabil sözde yüzyılın anlaşması konusunda da yakın zamanda bir gelişme beklenmesi olası değildir. İsrail’in iki yıldır üzerinde çalıştığı ve belli bir mesafe kat ettiği her şey Trump’ın kararıyla büyük yara almış gibi gözükmektedir. Bu kararın geri alınması veya etkilerinin hafifletilmesine yönelik ilave tedbirler açıklanmaması halinde İsrail gelecek vizyonunda bariz değişiklikler olması kaçınılmazdır.

-''Netanyahu büyük bir zarar görecek''

Soru: İsrail'de Nisan ayında yapılacak erken seçimlerde beklentiler ne? Yolsuzluklarla başı dertte olan Netanyahu'nun durumu sandığa nasıl yansıyacak?

Oruç: "Yapılan anketler hala Netanyahu'nun partisi Likud’u birinci parti olarak göstermektedir. Ancak Trump’ın kararından ve sarf ettiği son sözlerden sonra nasıl bir tablo ile karşılaşılacağı henüz belli değildir. Ortada net olan bir şey varsa o da Netanyahu’nun bu durumdan büyük orandan zarar göreceğidir. Belki Kasım ayında yaşanan ve savunma bakanı Avigdor Liberman’ın istifasıyla sonuçlanan krizde erken seçim kararı alınmış olsa Netanyahu liderliğindeki Likud’un yine açık ara kazanacağı bir seçim tahmin edilmekteyken şimdi sonucun o kadar da kesin olmadığı görülüyor.

Ayrıca Netanyahu aleyhindeki yolsuzluk soruşturmalarının da devam ediyor olması başlı başına bir handikap oluşturmaktadır. Polisin somut delil bulunduğunu açıklayarak dosyayı gereği için başsavcılığa göndermesinin ardından, Netanyahu’nun üzerindeki tazyikin artığı görülmektedir. Seçim sürecinde bir dava açılması halinde bunun sandığa nasıl yansıyacağı da belirsizliğini korumaktadır.

Mevcut partilerin bölünmesi veya yeni partilerin kurulması İsrail siyasetini çeşitlendirecek gibi gözükse de yürürlükteki yüzde 3,25’lik seçim barajı pek çoğunun meclise erişimini engelleyecektir. Bu sebeple ittifaklar altında birleşmenin en rasyonel tercih olduğu İsrail’de özellikle sol partilerin bu yöntemi kullanması mümkün gözüküyor.

Yıllar içerisinde tedricen sağa kayan İsrail seçmeni için ise daha fazla alternatifle karşı karşıya. Yakın zamanda yapılan erken seçimler de gösterdi ki artık özellikle kırsalda milliyetçi ve dini argümanları kullanan partiler daha fazla oy almaktadır. Kudüs belediye başkanlığına Shas ve Evimiz İsrail Partisi'nin desteğiyle Yerushalayim Shelanu (Bizim Kudüs) partisinden kendisini modern muhafazakar olarak tanımlayan Moshe Leon’un seçilmesi de bu eğilimin bir sonucudur aslında."

-''Birleşik Arap Listesi belirleyici olamıyor''

Soru: Arap partilerinin ittifakından oluşan Birleşik Arap Listesi de seçimlere katılıyor. Knesset’e girme şansları var mı?

Oruç: "Birleşik Arap Listesi’nin Nisan 2019’da da 2015 seçimlerine yakın sayıda sandalye kazanması bekleniyor. Ancak 12-13 sandalye kazanabileceği öngörülen Birleşik Liste’nin -İsrail nüfusunun yüzde 20’si Araplardan oluşmasına rağmen- maalesef Arapları mecliste bu nüfusa paralel olarak temsil edemediği görülüyor. Toplam 120 sandalyeli Knesset’teki kritik oylamalarda bazen bir oy bile hayati önem arz etmekteyken 12-13 sandalyeye sahip olan Birleşik Arap Listesi'nin bu durumlarda bile maalesef belirleyici olmadığı görülüyor.

Durumuna göre siyasi ideoloji bakımından Siyonist Birlik ve Meretz’e yakın bir duruş gösterseler de son tahlilde hiçbir parti Birleşik Liste ile birlikte bir ittifak veya koalisyon formasyonunu tercih etmiyor. Bunun son örneği Yahudi Ulus Devlet kanunu oylamasında tezahür etti. Bu kanuna Birleşik Liste ile birlikte Siyonist Birlik ve Meretz de muhalefet etmişti. Ancak bu durumun önümüzdeki seçimlerde muhtemel bir ittifaka yol açması beklenmiyor. Çünkü böyle bir ittifakın bu partilere de faydadan çok zarar getireceği düşünülüyor."

03/01/2019 11:37:00
YORUMLAR
YORUM YAP
0 Yorum bulunmaktadır.