Social Media Fixed
Kudüs Hava Durumu
Kudüs \ 06:24
PARÇALI BULUTLU
İstanbul \ 06:24
Dolar
94.436,87
Dolar
194,6742
Dolar
5,5051
Dolar
4,7515

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, ABD'nin Kudüs'te büyükelçilik açması üzerine dünyada yaşanan tepkileri, İstanbul'da düzenlenen İİT İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı'nda çıkan kararları değerlendirdi.

Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, İstanbul'daki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı'nda Kudüs'e uluslararası barış gücü gönderilmesi çağrısının, Filistin'in kurtuluşu olacağını belirterek, "Mutlak surette İslam dünyası bir 'barış ordusu' kurması gerekiyor. Bu güç sadece Orta Doğu'da değil, aynı zamanda Afrika ve dünyanın pek çok bölgesinde kullanılabilecek bir barış gücü olacaktır." dedi.


Prof. Dr. Kurşun, ABD'nin Kudüs'te büyükelçilik açmasıyla, İsrail'in 1949'dan beri yaptığı uluslararası hukuka aykırı davranışlarını tescillediğini söyledi.

İsrail'in 1947 yılında uluslararası toplum tarafından kendilerine tahsis edilmiş toprakların dışına taşarak işgalci konuma geldiğini dile getiren Kurşun, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla İİT'nin 6. olağanüstü toplantısının ardından BM Güvenlik Konseyi, Trump'ın girişimini reddedememiştir. BM Güvenlik Konseyi, böyle bir hukuksuzluğu tescil edilmiş olmasına rağmen, İsrail'e karşı tavır alamadığından bu hukuksuzluğun gereğini yapamamaktadır. Ancak İİT'nin 7. olağanüstü toplantısında alınan kararların çok daha etkili olacağını düşünüyorum çünkü dünyayı çok daha aktif bir şekilde harekete geçirecektir.


Bölgedeki sorunun askeri tedbirlerle, bir savaşla çözülmesi mümkün değil. Doğrudan doğruya diplomatik araçları harekete geçirmek suretiyle İsrail'in üzerinde bir baskı oluşturmak gerekiyor. Öncelikle Batı Şeria ve diğer bölgelerdeki Filistinlilere yaşayabilme haklarının verilmesi gerekiyor. Sonra da iki devletli çözümün dayatılması gerekiyor. Bunun için Türkiye'nin başlattığı ve İİT'nin belki de tarihinde ilk defa ortaya koyduğu irade çok önemlidir."

''Uluslararası baskı sağlanırsa İsrail geri adım atar''

Prof. Dr. Kurşun, BM'de "üye olmayan gözlemci devlet" sıfatının, Filistin'e Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) müracaat hakkı tanıdığını ve Filistin'in bu hakkı kullandığını belirtti.
UCM'nin, İsrail'in kuruluş yıl dönümü olan Nekbe'nin (Büyük Felaket) 70. yılında Filistinlilere yönelik katliama duyarsız kalamayacağının altını çizen Kurşun, şöyle konuştu:


"Filistin, 14 Mayıs'ta İsrail'in masum ve silahsız 60 küsur insanı katletmesi üzerine delilleri toplayarak Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne müracaat etmiştir. Bu önemli bir başlangıçtır. Yeterli uluslararası baskı sağlanırsa İsrail kısmen geri adım atacaktır çünkü İsrail barışçıl gösteri düzenleyen silahsız insanları doğrudan doğruya yok etmek maksadıyla askeri müdahalede bulunmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesi bunu göz ardı edemez, yok sayamaz çünkü bu herhangi bir güvenlik gerekçesiyle izah edilecek bir durum değildir."

Kurşun, İstanbul'daki İİT İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı'nda alınan kararların, kuruluşun tarihi boyunca aldığı en etkili karalarlar olduğunu ifade etti.


Türkiye'nin çabalarının bu kararların alınmasında belirleyici olduğunu vurgulayan Kurşun, "Unutulmamalı ki İİT, Kudüs için kurulmuştur. Kudüs'te 1969'da çıkan yangın sonrası Kudüs'ün geleceğini belirlemek için, bu uğurda diplomatik çalışmalar yapmak için kurulmuş bir teşkilattır ve ana misyonu da Kudüs için çalışmaktır.


Şu anda Kudüs'ün içine düştüğü felaketten daha büyük bir felaket yoktur. Dolayısıyla İİT üyelerinin kendi aralarında ve özellikle ABD ile olan ilişkilerinde birtakım sıkıntılar olsa bile bu konuda duyarsız davranmalarına imkân yoktur. Bu yüzden alınan son kararların çok etkili olduğunu düşünüyorum. Daha önce her seferinde kınama kararları alınıyordu, bu sefer de kınama kararları alındı ama ben bunu etkili kınama olarak telakki ediyorum. Çok daha net, yaptırımı da belirlenmiş kararlar." değerlendirmesinde bulundu.


Filistinlilere uluslararası koruma hakkı kararının çıktığını hatırlatan Kurşun, "Her ne kadar bütün İslam ülkeleri İİT toplantısına katılmamış, kısmen de çekimser oy kullanmış ülkeler bulunsa da 40'tan fazla ülkenin dünyadan, BM'den, buradaki halkın bir uluslararası korunma talebinin göz ardı edilmesi mümkün değildir. Peki, edilirse ne olabilir? Bunun çözümü de vardır; bir barış gücü oluşturabilir. Kendi bölgemizdeki problemleri bu barış gücüyle çözebiliriz." diye konuştu.

"İslam Ülkeleri Barış Gücü kurulması şart"

Prof. Dr. Kurşun, "İİT'nin bir ordusu kurulabilir mi, yaptırım gücü olur mu?" sorusunun uzun zamandır gündemde olduğunu ve bunun da umut verici bir gelişme olduğunu kaydetti.
Mutlak surette İslam dünyasının bir "barış ordusu" kurması gerektiğini ifade eden Kurşun, şöyle devam etti:
"Bu güç sadece Orta Doğu'da değil, aynı zamanda Afrika ve dünyanın pek çok bölgesinde görev yapabilecek bir barış gücü olacaktır. Türkiye'nin BM ve NATO üyesi olarak iştirak ettiği birçok barış gücü harekâtında çok ciddi sonuçlar alınmıştır. Bu sadece Türkiye'nin. Ama düşünün ki Türkiye ile birlikte 57 ülkenin iştirakiyle oluşabilecek bir yapı, çok ciddi ve önemli sonuçlar doğuracaktır.
Dolayısıyla alınan kararların yerinde ve etkili kararlar olduğunu düşünüyoruz. Tabii ki bunun önümüzdeki süreçte sürdürülecek diplomasi ve adımlarla güçlendirilmesi gerekiyor. Sanıyorum bu anlamda İİT hazırlık çalışmalarını başlatmıştır. Şu anda İİT dönem başkanlığının Türkiye'de olmasını da bu çözüme gidilmesi yönünde bir şans olarak görüyorum."

"Trump'ın seçmeninin yarısı Evanjelik"

Prof. Dr. Kurşun, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Kudüs'te büyükelçilik açma kararıyla başlayan sürecin, yaklaşık yüz yıllık bir geçmişin sonucu olduğunu kaydetti.
ABD'nin sürekli İsrail'in arkasında yer almasının, 1967 ve daha sonraki Arap-İsrail çekişmelerinin de başlamasına sebep olduğunu savunan Kurşun, "Çünkü başta BM kararları olmak üzere bütün dünya, İsrail'in yaptıklarına ve tasarruflarına karşı gelirken sadece ABD hukuksuz bir şekilde yapılan bu işgallere göz yummakta, hatta teşvik etmektedir. Nitekim yaşanan bu son olay da 1917'de başlayan, bugüne kadar gelişmiş olan ve nihayetinde Trump diye bir çılgının ortaya çıkarak büyükelçiliğini Kudüs'e taşımasıyla ortaya konulan hadiseler olarak değerlendirilebilir.

Bu Kudüs, Filistin ve dünya tarihi açısından basit bir hadise değildir. Bu hadisenin gelecekte nasıl bir şekle dönüşeceğine dair çok net bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki ABD'nin etkisiyle başka ülkelerin de büyükelçiliklerini Kudüs'e taşıması durumunda gelecekte çok daha büyük çatışmalar yaşanacaktır. ABD bölgede karar verici, ara bulucu veya barışı kurucu değil, Türkiye'nin de savunduğu gibi doğrudan doğruya savaşı tetikleyici duruma düşmüş olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.


''Trump kıyameti hızlandırmak için İsrail'e destek veriyor''

Kurşun, Trump ve Evanjelistlerin, "Kudüs'te üçüncü mabedin kurulmasıyla kıyametin kopacağına inandığını" aktararak, şöyle devam etti:
"Peki, Trump'ın gayesi nedir? Gerek İsrail, gerekse ABD seküler demokratik devlet olarak görülse de onlar kendi güçlerini birtakım inanç grupları üzerinden devşirmektedirler ki aslında Trump'ın her 4 seçmeninden biri veya ikisi Evanjelizm denilen bir anlayışa sahiptir. Evanjelik inancına göre kıyametin geleceği bir tarih vardır. Ahd-i Cedid'de dünyaya bir ömür biçilmiştir ve o sonucun doğacağı günü beklemektedirler. Kendi inançlarına göre o günün oluşabilmesi için de Yahudilerin kendi devletlerini kurmaları gerekiyor. Buna karşılık da büyük bir isyanın, büyük bir felaketin çıkması gerekiyor. Bunu bekleyenler, bu tarihin gelmesini hızlandırabileceklerini düşünüyorlar. Bunu da İsrail'i, Yahudileri destekleyerek sağlayacaklarına inanıyorlar. Kudüs'te üçüncü mabedin inşasının gerçekleşmesi suretiyle kıyamet gününün gelmesini istiyorlar. Buna inanan bir grup var Amerika'da ve bu grubun büyük bir çoğunluğu Cumhuriyetçiler arasında yer alıyor."

"Yahudi lobileri Senato üzerinde etkili"


Prof. Dr. Kurşun, ABD seçimlerine etki eden iki büyük gruptan birinin Evanjelikler, diğerinin ise Yahudi lobileri olduğunu aktardı.


Yahudi lobilerinin senato üzerinde, Evanjeliklerin ise genel seçmen üzerinde etkileri olduğunu vurgulayan Kurşun, sözlerini şöyle tamamladı:

"Trump'ın Evanjelizmin neresinde durduğu tartışılabilir. Ancak Evanjelikler çok güçlü ve organize bir seçmen grubu ve Trump iç politikada sıkışmış durumda. Kendisini koltuğundan etmeye çalışan gruplar var, Amerikan ekonomisi çok büyük bir sıkışıklık içerisinde. Bütün bunların karşısında dayanabileceği bir gruba ihtiyacı var.
O sebeple Evanjelikleri tatmin etmesi gerekiyor. Bu tatmini sağlamakla da iç siyaseti yönlendirmiş olacak. Bunu da bir teopolitik diyebileceğimiz bir sürece Amerika'yı soktuğunu söyleyebiliriz. Hem de çok tehlikeli bir süreç. Amerika'da kendisini sağlama alırken, Amerika'nın dışında özellikle Filistin'de, Kudüs'te büyük bir felaketi başlatmış olacaktır."

28/05/2018 12:06:00
Yorum İco
493
YORUMLAR
YORUM YAP
0 Yorum bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler