Social Media Fixed
Kudüs Hava Durumu
Kudüs \ 20:05
PARÇALI BULUTLU
İstanbul \ 20:05
Dolar
94.082,34
Dolar
189,9569
Dolar
5,6134
Dolar
4,7915
Özel Röportaj Haber

Yazılarıyla bize Kudüs’ün taşlarını, yaşlı zeytin ağaçlarını sevdiren; bu kadim şehrin nebevi bir emanet olduğunu hatırlatarak bilincimizi bileyen Gazeteci –Yazar Ömer Lekesiz ile Kudüs’ü hasbihal ettik.

Kudüs için “Fârukî bir şehir” ifadesini kullanıyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Kudüs’ün anahtarı bizzat Hz. Ömer tarafından teslim alındı. Diğer bir söyleyişle Kudüs, askeri manada kan dökülmeden, can yakılmadan, onun şehre teşrifiyle İslam beldesi halinde getirildi.

“Hakkı batıldan ayırma, adalet ile hükmetme” anlamındaki faruk, Hz. Peygamber’in Hz. Ömer’e verdikleri isimdir. Adaletle hükmetmek benzerliklere değil, farklara hâkim olmakla mümkündür. Dile kolay geldiği için herkesçe söylenen bir terim vardır: Ehl-i kitap. İslam nezdinde bundan kasıt Musevilerle, İsevilerin şeriattaki müştereklikleridir; Hz. İsa şeriat sahibi değildir, Musevi şeriatı takip etmiştir. Hz. Peygamber’e ise İslam şeriatı verilmiştir; yani o her şeyiyle müstakil bir dinin peygamberidir.

Kudüs gibi Musevi, İsevi ve Muhammedilerin bir arada yaşayacakları bir kutlu şehirde, bu şeriatların benzerlikler yoluyla eşitlenmesi adaletle ilgili hükümlerde de bir karmaşaya sebep olabileceği için, yönetiminin Ehl-i kitap ile Müslümanlar arasındaki farkın farkını bilen bir yönetici tarafından şekillendirilmesi gerekirdi. Hz. Ömer işte bu farkın Faruk’u olarak, hikmet uyarınca, Kudüs’ün emanetini İslam’a ilk kaydeden zat oldu.

Biz de buna istinaden Kudüs’ü Faruki bir şehir (hatta şehir isimleri dişil olduğu için: Farukiyye) olarak niteleyebiliriz.


 

Kudüs’ü sık sık ziyaret ediyorsunuz. Bu ziyaretlerin amacı nedir?

Hz. Peygamber gücü yetenlere Mekke, Medine ve Kudüs’ün ziyaretini emrediyor. Müslüman olarak beni Kudüs’e bağlayan şey öncelikle budur. Öte yandan, maddi kültür katmanlı, manevi kültür ise lifli bir yapıya benzer. İslami kaynaklardaki bilgiler de dahil Kudüs’ün maddi kültür katmanlarında tarihsel planda boşluklar vardır. Ancak manevi kültür planında ise yoktur. Çünkü manevi aidiyet bilgi, belge gerektirmez. İlgili rivayetler bize, bizim sahih bildiğimiz kaynaklardan ulaşır ve “işittik ve itaat ettik” diyerek o hakikate teslim oluruz.

Dolayısıyla Kudüs, Kelamullah’ta ve Hadislerde bildirildiği üzere, ilkin Hz. Nuh’un oğullarından Sam’ın burayı teşrifi, Hz. İbrahim Halilullah’ın buranın kutsiyetini teyidi, Hz. Musa’nın erişme hedefi, kendilerine demir (güç) verilen Hz. Davud ve Hz. Süleyman tarafından inşa edilmesi, Hz. Peygamber’in miraca çıkışına esas mahal olması... yönünden lif lif açılan bir tarih bilgisi gibidir. Nübüvvet bilgisi Kudüs’te taşlara kazınmış olarak çıkar karşımıza ve bizler her bir taşını “Nebevi Tarih”in bir sayfasıymış gibi okuruz. Bu manada Kudüs adeta bir mıknatıs gibidir ve malumdur ki bir mıknatıs daima çektiği şeyden önce gelir. Ben de bu mıknatısa kapılanlardanım ve kapıldığım şey, ferden benim kapılışımdan daha değerlidir.

Bir yazınızda “İsrail terör devletinin asıl yapmak istediği tahribat ‘Kudüs’ lafzının manasına yönelik bir tahribattır” diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Her lafız bir mananın zarfıdır. Bu nedenle önce kelimelere muhatap kılınırız, sonra manaya. İsrail, yukarıda da söylediğim şekliyle manevi kültürün lifli bir yapıya benzemesine mahsus hakikati öncelikli olarak tahrip etmek suretiyle, Kudüs’ün nebevi ve dolayısıyla ilahi manasını salt kavim katmanlı bir hükümranlığa peşkeş çekmektedir. Buna göre Kudüs, sadece Yahudilerin şehridir, Hz. İsa bile Kudüs’e girmeyi hak etmemiştir ve Hz. Peygamber’in miracı burayı İslami bir kutsiyetle nesnelleştirmenin aracından ibarettir.

İsrail’in bu mantığı aynı zamanda da bir tarih kitabı olarak Tevrat’ın da mantığıdır. Yahudiler burada zulüm görmüş, sürülmüş bir kavim olma iddiasıyla hak talebinde bulunarak, Kudüs’ün tarihini sadece kendileriyle tanımlı tek bir katmanla izah etme derdindeler. Bu, doğrudan doğruya Kudüs’ü tekil bir Yahudi lafzı içine hapsederek, onun Hz. Adem’den, Kanuni Sultan Süleyman’a uzanan genel tarihini yok sayma ve dolayısıyla ilahi, nebevi bir emanet olarak manasını unutturma kastını taşımaktır.

Filistin meselesini Kudüs’ten bağımsız ele almak mümkün mü?

Elbette mümkün değildir. Ancak burada Filistin meselesinden ne anladığımız önemlidir. Eğer sadece Yahudilerin Filistin topraklarını işgal edişlerini anlıyorsak, bu Yahudilerin tek başlarına yapabildikleri bir şey değildir. Diğer bir söyleyişle İsrail devleti İngiliz mandasına giydirilmeye çalışılmış bir elbiseden ibarettir. Buradan bakınca mesele, halen yıkılmış da olsa Osmanlı İmparatorluğu’yla ve emperyalist tasallutla doğrudan ilişkilidir.

Osmanlı İmparatorluğu, ulus devletçiklerin ihdasıyla parçalanmış ve yıkılmış; onun bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti bile ulus devlet olarak kurumlaştırılmıştır. Filistin meselesi derken, orada bir Filistin ulus devletinin kurulmasını kastediyorsak bu maruz kaldığımız oyunu içselleştirdiğimiz anlamına gelir ki, gerçek bir çelişki demektir.

Öte yandan Filistin meselesinin çözülememesi de sadece Yahudilerin işgaliyle izah edilemez. Çünkü Ürdün’ün, Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın o topraklardaki gizli ya da açık emelleri Filistin meselesini adeta sahipsizleştirmektedir.

Hal böyle olunca, Filistin meselesinin karmaşıklığı ve bugünden yarına çözülmesinin mümkün olmayışı, Kudüs’ü “zorunlu olarak” bir vakte kadar ayrı düşünmeyi gerektirmektedir. Çünkü miracın mekânı olarak Kudüs, varlığını hem İslam eserlerinin hem de Müslüman nüfusun belirlediği bir yerdir ve Filistin meselesi çözülemiyor diye onların buradaki varlığını koruma gayretinden vaz geçilemez. Netice olarak Kudüs meselesi Filistin meselesinden ayrılamaz ama Kudüs’ü kaybetmek de bu meseleyi kökten kaybetmek demek olacağından, Kudüs’ten asla vaz geçilemez.

Hocam neden Kudüs bizim “bileyi taşımızdır”? Kudüs’süz kalmak Müslümanlar için ne manaya gelir?

Kubbet’üs-Sahra’sı, Kıble Camii, Ömer ve Mervani mescidleri, Miraç ve Ervah kubbeleri, Nebiler mihrabı, Cennet Kapısı ve kadim mabedin kalıntılarıyla "sizin olan" el-Aksa alanına girişinizde apoletli İsrailoğullarının sorgusuna ve iznine muhatap oluyorsanız; Beytü’l-Makdis’e üç kilometre mesafedeki Utanç Duvarı’nın gerisinde kaldığı ve Filistinli bir Müslüman olduğu için yıllar yılı Kudüs’e gidememiş bir ihtiyarın özlemlerini bir mektup gibi yanınızda taşıyorsanız; bir gün buralardan tekrar sürülme korkusunu iliklerinde hisseden işgalci İsrailoğullarının hareket eden her şeye kurşun sıktığını biliyorsanız; işgalcilerin tanklarıyla, toplarıyla istedikleri an el-Aksa’ya tecavüzde bulunabileceklerini açıkça görüyorsanız; Kudüs, paslanmış bir bıçak olsanız bile sizi işgalcilere ve zulümlerine karşı biler.

Kudüs bu zorunlulukların idrakini mümkün kılan bir mekândır: "Nerelerden geliyoruz, yüzyıllardır neler yaşadık ve şimdi neler oluyor?" sorusunun cevabı ve bu cevaptan üreyen ödevlerin adıdır Kudüs. "Selam şehri" olması nedeniyle, selamın şartlarının gereğince tahakkuk ettiği ve selam vasfının gaspedildiği zamanlarda da müminler için çift yönlü bir bileyi taşı olmayı sürdürür Kudüs.

Kudüs’ü kaybedersek selamı kaybetmiş oluruz. Selam ise sadece Müslümanların değil insanlığın da ihtiyacıdır.

ABD İsrail Büyükelçiliğini Nakba’nın 70. yıl dönümünde Kudüs’e taşıyacağını duyurdu. Nakba ne anlama geliyor, neden o gün seçildi?

Nakba, İsrail devletinin kuruluş ve aynı zamanda Filistin'de İsrail tanımlı zulmün, katliamın, acının başlangıç günü.
Türkçeye “Felaket Günü” şeklinde çevrilse de, bir günle sınırlı değil Nakba: İsrail devletinin kuruluş günüyle başlayan, Irgun - Lehi adlı İsrail terör örgütlerinin çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden 254 Filistinliyi, ani bir baskınla hunharca katlettikleri 9 Nisan 1948 tarihli Deir Yasin acısını da içine alarak, Filistin meselesinin genelini ifade ediyor.

Dolayısıyla Kudüs de Filistin meselesinin ve Nakba'nın bir parçası değil, kelimenin tam anlamıyla kendisidir. Çünkü, İsrail devletinin ilanına meşruiyet kazandırmak için, yetmiş yıl önce Kudüs'ün Batı kıyıcığında bulunan Deir Yasin'de mazlumların şehit edilişi ile 16 yaşındaki Fatıma Afif'in 2017 Mayıs’ında Şam Kapısı'nda şehit edilişi arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de İsrail tanımlıdır ve ikisi de Filistin'e ve sadece Filistin'in bir incisi değil, dünyanın üç incisinden biri olan Kudüs'te (İngiltere ortaklı) İsrail hâkimiyetinin pekiştirilmesine mahsustur.

Bu nedenle Kudüs'ün hem Nakba'ya (sürmekte olan felakete) maruz bir İslam beldesi olması bakımından, hem de ezelde mukaddes bir belde kılınması sebebiyle Müslümanların sürekli olarak gündeminde bulunması gerekmektedir.
Geçmişteki Müslümanlar sanki Nakba günlerini sezmişlercesine -Kudüs'ün ilahi değerini vahyi bilgilerin yanı sıra- sahabelerle, alimlerle, velilerle irtibatlı bilgiler eşliğinde zenginleştirerek bizlere nakletmişlerdir.

Söz konusu bilgilerin bir kısmı bugünkü dini anlayışımızla baktığımıza bize hurafe gibi gelseler de, bir kutsiyeti Müslüman zihinlerde daha da yerleşik kılmayı amaçlamaları bakımından, kendi içlerinde mazur, hatta sevimli görülecek cinsten bilgilerdir.

Gazze’de 30 Mart’tan bu yana Büyük Dönüş Yürüyüşü adı altında barışçıl gösteriler yapılıyor. 39 Filistinlinin şehit olduğu ve binlerce kişini yaralandığı bu gösterilerin 15 Mayıs, yani Nakba gününe kadar devam edeceği açıklandı. Bu süreç ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasını etkiler mi?

Bunun cevabına şuradan bakalım: 30 Mayıs 2018’de Gazze’de tarihi bir günün hatırasını yad etmek için normal bir yürüyüş yapıldı. İsrail işgali Filistinlilerin hafızasını da hedef aldığı için bu yürüyüşe katılanları gerçek mermilerle vurdu ve ilk gününde 16 kişi şehit oldu.

Ben o gün Kudüs’teydim ve Türkiye’den Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın, ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kınamaları ve İsrail’i uyaran diğer açıklamaları geldi.

Başka?

Başka hiçbir yerden ses gelmedi.

Ne Ürdün’den, ne Mısır’dan, ne Sudilerden…

Kudüs çarşılarındaki, haremdeki Müslümanlar Türkiye’nin açıklamalarından memnuniyet duyarken, aynı zamanda Arap ülkeleri tarafından unutulmanın, Amerika’nın insafına terkedilmenin öfkesini yaşıyorlardı.

Şimdi ben size sorayım: Bu süreç ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasını etkiler mi?

Sorunun cevabı, anlattığım halin içinde yer alıyor olmalı sanırım.

MUNİSE ŞİMŞEK – HABER KUDÜS







21/04/2018 12:29:00
Yorum İco
374
YORUMLAR
YORUM YAP
0 Yorum bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler