İNGİLİZLERİN KANLI MİRASI

İngiltere kendi imal ettiği Filistin meselesini çözmeyeceğini anlayınca konuyu Nisan 1947'de Birleşmiş Milletler'e devredip adeta bölgeden kaçtı.
04/04/2018 14:25:00
Analiz Haber

9 Kasım 1917’de Kudüs’ü işgal eden İngiltere Filistin’i bir süre askeri yönetimle idare etti. 1922’de Milletler Cemiyeti’nin onayıyla Filistin’de bir manda rejimi kurdu. Başlangıçta her şey süt liman görünse de İngiltere kısa süre içinde kendini 20. yüzyılın en büyük çatışması içinde bulacaktı.

Aslında İngilizler Filistin’de Arap ve Yahudiler arasında çıkabilecek çatışma riskinin farkındaydılar ve bu tehlikeyi Şerif Hüseyin ve Siyonist lider Chaim Weizmann arasında gerçekleşen San Remo anlaşmasıyla bertaraf etmeye çalıştılar. Ancak bu anlaşmaya Filistin halkı itibar etmeyince bütün hesaplar boşa çıktı. Sonunda 1. Dünya Savaşı sırasında Araplara ve Yahudilere verdiği birbiriyle çelişen sözler Avam Kamerası’nın ayağına dolanacaktı.

İngiltere Balfour Deklarasyonu doğrultusunda Yahudi göçüne izin veriyor, buna karşılık toprakları Yahudi istilasına uğrayan Filistinliler mağdur ediliyordu. Manda yönetiminin uyguladığı yanlış toprak politikaları yüzünden Filistinli köylüler arazilerinden olurken buralara Yahudi göçmenler yerleştiriliyordu. Bu durum Filistinlilerde hem manda yönetimine hem de Yahudilere karşı büyük bir öfkeye yol açıyordu.

İlk çatışma 1920’de patlak verdi ve her geçen yıl büyüyerek 1936’da büyük bir ayaklanmaya dönüştü. Ve Britanya İmparatorluğu, o tarihten 1948’e kadar, kendi imal ettiği şiddet sarmalının ortasında kaldı.

Çözüm arayışları
Filistinlilerin tepkisi 1929’da ciddi bir ayaklanmaya dönüşünce İngiltere meseleyi çözmek için kolları sıvadı. 2. Dünya Savaşı’na kadar çeşitli girişimlerde bulundu. Ancak Filistinlilerden ziyade kendi çıkarlarını önceleyen bu samimiyetsiz çabaların hiç biri işe yaramadı.

Lord Passfield Beyaz Kitabı: 1929 ayaklanmasından sonra biri hukukçulardan diğeri iktisatçılardan oluşan iki komite kuruldu. Hukukçulara Walter Shaw başkanlık yaparken; Sir John Hope da diğer grubun lideriydi. 3 aylık bir araştırmanın sonunda hazırlanan raporda komite üyeleri Yahudi göçlerinin durdurulmasını ve Yahudilere toprak satışının engellenmesini tavsiye etti. Bu rapor Lord Passfield Beyaz Kitabı adıyla yayınlandı. Rapor Yahudilerde büyük bir kızgınlığa yol açtı. Dr. Chaim Weizmann’a göre bu belge Siyonizme ihanetti. Böylece girişim işe yaramadı. Oysa Filistin meselesinin çözümü için en makul yol buydu.

Peel Komisyonu: Filistin genelinde patlak veren 1936’daki ayaklanmayla telaşlanan İngiliz kabinesi yeni bir çözüm arayışına girdi. Lord William Robert Peel başkanlığında bir heyet Filistin’e gönderildi. 2 ay süren incelemelerin ardından Peel Komisyonu 404 sayfalık bir rapor hazırladı. Rapor Filistin’in, İngilizlerin idaresi altında olmak şartıyla, Arap ve Yahudiler arasında bölünmesini (taksim) tavsiye ediliyordu. Filistin’in bölünmesinden bahseden ilk belge olduğundan “Taksim Raporu” adıyla anıldı. Filistinliler açısından vatanlarının bölünmesi kabul edilemez bir durumdu. Yahudiler ise çizilen sınırlardan hoşnut değillerdi. Dolayısıyla İngiltere’nin eli bir kez daha boş kaldı.

Sir John Woodhead Komisyonu: Avrupa’da savaş çanlarının çaldığı bir dönemde İngiliz hükümeti Filistin meselesini tekrar gündemine aldı. 1938 yılının Nisan ayında Sir John Woodhead başkanlığında yeni bir komisyonu bölgeye gönderdi. Heyetin hazırladığı raporda Filistin; Arap devleti, Yahudi devleti ve İngiliz mandası olmak üzere üçe bölünmüş ve sınırları da çizmişti. Raporda çizilen sınırları ne Filistinliler ne de Yahudiler kabul etti. Filistin meselesi bir kez daha çözümsüz kaldı.

Londra Konferansı: Takvimler 1939 gösterdiğinde Avrupa’daki gerginlik iyice tırmanmıştı. İttifaklar netleşmiş ve dünya 4 yıldan fazla sürecek kanlı bir savaşın eşiğine gelmişti. İngiltere, savaş arifesinde Yahudi ve Filistinlileri uzlaştırmak için tekrar harekete geçti. Londra’da 7 Şubat-17 Mart tarihleri arasında tertip edilen yuvarlak masa toplantısına taraflar haricinde Mısır, Irak, Suudi Arabistan, Yemen ve Ürdün de katılmıştı. Görüşmeler çıkmaza girince heyet dağıldı.

MacDonald Beyaz Kitabı: Ancak Avam Kamerası pes etmedi. Taraflara kabine tarafından hazırlanmış bir çözümü önerdi. MacDonald Beyaz Kitabı ismiyle bilinen bu raporda İngiltere’nin 10 yıl içinde Filistin’e bağımsızlık vereceği; bunun karşılığında da Arapların Yahudi göçlerine rıza göstermesi ve Yahudilerle barış içinde yaşaması isteniyordu. Yahudiler de Filistinliler de bu teklifi kabul etmediler.

Dengeleri değiştiren savaş
2. Dünya Savaşı başlayınca İngiltere, Filistin’de olağanüstü hal ilan etti. Savaş yıllarında mesele rafa kaldırılmıştı. Öte yandan Avrupa’da yaşanan gelişmeler Filistin halkının kaderini olumsuz etkiledi. Hitler Almanya’sının uyguladığı soykırım sebebiyle yüzbinlerce Yahudi mülteci durumuna düştü. Ayrıca Holokost Yahudilere karşı bir sempati oluşmasına yol açtı. Yine Yahudi göçmenlerin güçlü olduğu ABD’nin savaştan süper güç olarak çıkması ve Yahudi meselesine gösterdiği hassasiyet Filistin’in geleceğini tamamen değiştirecekti.

Bu atmosferde artan Yahudi göçü Filistin’de büyük bir paniğe yol açtı. Yahudi ve Filistinliler arasında şiddetin tekrar tırmanmaya başlaması sebebiyle Mısır ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Arap dünyası İngiltere’ye baskılarını artırdı.

Öte yandan Yahudiler de verilen devlet sözünün tutulması amacıyla Filistin’deki İngiliz yönetimine karşı terör faaliyetlerine giriştiler. Irgun ve Haganah gibi Yahudi çeteleri karakol baskını, demiryollarının tahribi, İngiliz polisine ve askerine yönelik suikastlarla manda yönetimini aciz bırakmışlardı. 1946’da İngiliz subaylarının karargâh olarak kullandıkları King David oteline yapılan bombalı saldırıda 92 iki hayatını kaybetti.

İngiltere çare olarak bölgedeki askeri varlığını artırma yoluna gitti. 1945’te 50 bin olan asker sayısı 1947’de 100 bine ulaşmıştı. Yine de saldırılar önlenemedi. İngilizler Filistin’de iyice köşeye sıkışmışlardı. Ne Arapların taleplerine cevap verebiliyorlar ne de Siyonist propagandayla baş edebiliyorlardı. Ayrıca Yahudi göçmenler için baskı yapan ABD ile de ters düşmek de istemiyorlardı.

Yeni çözüm girişimleri

Anglo-Amerikan Komitesi: Bu süreçte ABD Başkanı Truman meseleye el atarak Washington’da Anglo-Amerikan Komitesi’ni kurdu. Komite hazırladığı raporda Avrupa’daki 100 bin Yahudinin Filistin’e göç etmesini ve Yahudilere toprak satışını yasaklayan uygulamanın kaldırılmasını beyan ediyordu. Ayrıca Yahudi ve Arapların iki ayrı devlet kurmaları tavsiye ediliyordu. Belgeye ilk itiraz İngiltere’den geldi. Filistinliler ve Yahudiler de onu takip etti.

Morison Planı: Bunun üzerine Truman ortak bir çözüm önerdi. İngiltere ve ABD kabineleri kendi içlerinde bir komite kurarak konu üzerinde çalıştılar. 1946’da Morison Planı adıyla bilinen rapor hazırlandı. Morison Planı’nı taraflara sunmak için Londra’da tertip edilen iki konferanstan işe yarar bir sonuç çıkmadı.

Filistin meselesinin çözümünde çıkmaz bir sokağa saplanıp kalan İngiltere 2 Nisan 1947’de sorunu Birleşmiş Milletlere devretti. Mayıs 1948’de de Filistin’den tamamen çekildi. İngiltere, Osmanlı’nın barış içinde 400 yıl yönettiği bu topraklarda 50 yıl bile kalamadı. Hem de geriye Ortadoğu’nun kalbine bir bomba gibi yerleştirdiği İsrail terörünü miras bırakarak…

MUNİSE ŞİMŞEK – HABER KUDÜS

04/04/2018 14:25:00
YORUMLAR
YORUM YAP
0 Yorum bulunmaktadır.